Kur'an'da kadınların başlarını örtmelerine yönelik açık bir emir bulunup bulunmadığı modern dönemde en çok tartışılan konulardan biridir. Bazı yorumcular Kur'an'ın yalnızca "tesettür" veya "iffet" ilkesinden söz ettiğini, başın örtülmesine dair herhangi bir emir vermediğini ileri sürmektedir.
Buna karşılık klasik ve modern birçok araştırmacı, Kur'an'ın kullandığı kavramların dilsel yapısı ve ayetlerin bağlamı incelendiğinde kadınların başlarını örttüklerini varsaydığını ve bu örtünün kullanım biçimine müdahale ederek onu dini bir yükümlülük hâline getirdiğini savunmaktadır.
Bu çalışmada yalnızca Kur'an ayetleri esas alınacaktır.
Konunun Temel Ayeti: Nûr Suresi 31
Başörtüsü tartışmasının merkezinde şu ayet yer almaktadır:
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا ۖ وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ
"İman eden kadınlara söyle: Gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve görünen kısmı dışında ziynetlerini açığa vurmasınlar. Başörtülerini (khumur) yakalarının/göğüs açıklıklarının üzerine vursunlar."
Nûr 24:31Ayette Geçen "خُمُر" (Khumur) Kelimesinin Analizi
Ayette geçen بِخُمُرِهِنَّ ifadesi son derece önemlidir.
Ayet dikkatle incelendiğinde Allah'ın "Başörtüsü edinsinler" demediği görülür.
Çünkü ayette zaten mevcut olan bir örtüden söz edilmektedir: بِخُمُرِهِنَّ — "kendilerine ait khimarları ile".
Eğer ortada başı örten bir örtü bulunmasaydı ayetin bu ifadeyi kullanması anlamsız olurdu.
Kur'an burada yeni bir örtü tanımlamamakta; mevcut örtünün kullanım şeklini düzenlemektedir.
Ayetin Emri Başın Değil Göğsün Örtülmesi midir?
Başörtüsünün Kur'an'da bulunmadığını savunanlar genellikle şu iddiayı ileri sürmektedir: "Ayet başı değil göğsü örtmeyi emrediyor." İlk bakışta bu ifade doğru görünmektedir.
Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kur'an göğsün üzerine çekilmesini istediği şey olarak herhangi bir kumaşı değil; خُمُر — yani zaten kullanılan "khimar"ı — zikretmektedir.
Ayet şöyle dememektedir: "Bir örtüyü göğüslerine örtsünler."
Ayet şöyle demektedir: "Khimarlarını göğüs açıklıklarının üzerine örtsünler."
Bu ifade, başta bulunan bir örtünün aşağı doğru uzatılmasını tarif etmektedir. Çünkü omuzda, elde veya belde bulunan bir kumaş için neden özellikle "khimar" kelimesi seçilsin?
Metnin doğal akışı, kadınların başlarında bulunan örtünün göğüs bölgesini de kapatacak şekilde kullanılmasını emretmektedir.
"Cuyûb" (Göğüs Açıklıkları) Kelimesinin Önemi
Ayetin devamında عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ ifadesi geçmektedir.
Bu kelime elbisenin boyun ve göğüs kısmındaki açıklığı ifade eder.
Demek ki Kur'an'ın müdahale ettiği durum şudur: kadınların kullandıkları örtü başta bulunmakta, ancak boyun ve göğüs kısmı açık kalmaktadır. Ayet bu açıklığın kapatılmasını emretmektedir.
Dolayısıyla ayet:
- başörtüsünü yok saymamakta,
- aksine onun varlığını esas almakta,
- kapsamını genişletmektedir.
Ahzâb 59 ve Dış Örtü Meselesi
Konuyla ilgili ikinci temel ayet şöyledir:
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle; dış örtülerini üzerlerine alsınlar."
Ahzâb 33:59Ayette kadınların üzerlerinde bulunan bir dış örtüden söz edilmektedir. Yine dikkat çekici nokta şudur: Kur'an burada da yeni bir kıyafet üretmemektedir. Var olan örtünün kullanım şeklini düzenlemektedir.
Nûr 31 ve Ahzâb 59 Birlikte Okunduğunda
Kur'an'ın ilgili iki temel ayeti birlikte değerlendirildiğinde şu yapı ortaya çıkmaktadır:
Nûr 31
- خُمُر'dan söz eder.
- Göğüs ve boyun bölgesinin örtülmesini ister.
Ahzâb 59
- جَلَابِيب'den söz eder.
- Dış örtünün üzerlerine alınmasını ister.
Bu iki ayetin ortak noktası, örtünmenin sadece soyut bir ahlak ilkesi olarak değil, fiziksel bir giyim düzenlemesi olarak ele alınmasıdır.
Kur'an'ın Dilsel Mantığı
Kur'an'da kullanılan ifade biçimi son derece önemlidir. Eğer başın örtülmesiyle hiçbir ilişki kurulmak istenmeseydi ayet, genel anlamda "elbise" veya "giysi" karşılığı gelen kelimeler kullanabilirdi. Ancak bunun yerine belirli örtü türleri zikredilmektedir:
Genel kelimeler: ثِيَاب (elbise), لِبَاس (giysi)
Kur'an'ın seçtiği kelimeler: خُمُر, جَلَابِيب — belirli örtü türleri
Bu da Kur'an'ın belirli bir örtünme biçimini dikkate aldığını göstermektedir.
Sonuç
Kur'an'da "başınızı örtün" şeklinde doğrudan ve tek cümlelik bir emir yer almamaktadır. Ancak Kur'an'ın kullandığı dil dikkatle incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
- Nûr 31'de kadınların sahip olduğu "khimar"lardan söz edilmektedir.
- Bu khimarların göğüs açıklıklarının üzerine çekilmesi emredilmektedir.
- Ahzâb 59'da kadınların dış örtülerini üzerlerine almaları istenmektedir.
- Her iki ayette de mevcut örtülerin kullanım şekli düzenlenmektedir.
- Kur'an örtünmeyi yalnızca manevi bir ilke olarak değil, somut bir giyim uygulaması olarak ele almaktadır.
Bu nedenle Kur'an'da başörtüsüne dair hiçbir referans bulunmadığını söylemek, ayetlerdeki "khimar" ve "cilbab" kavramlarını görmezden gelmeyi gerektirir. Metnin doğal ve dilsel akışı, kadınların başlarını örttüklerini varsaymakta ve bu örtünün boyun ve göğüs bölgesini de kapsayacak şekilde kullanılmasını emretmektedir.
Dolayısıyla Kur'an'ın lafzı esas alındığında, başörtüsünün Kur'an'da hiçbir şekilde yer almadığını ileri sürmek metnin bütünlüğüyle tam olarak uyuşmamaktadır.
Fi Zilâlil Kur'an'dan: Konunun Derinliklerine Bir Bakış
Şehit Seyyid Kutub في ظِلالِ القرآن isimli tefsirinde bu ayetleri şu şekilde yorumlamaktadır:
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا ۖ وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ
"Mü'min kadınlara de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar."
Nûr 24:31İslâm, şehevi duyguların tahrik olmadığı, kan ve etten kaynaklanan dürtülerin galeyana gelmediği tertemiz bir toplum kurmayı hedefler. Çünkü sürekli baştan çıkarılma, tahrik edilme durumları ile karşı karşıya kalma; giderilmeyen, hiçbir durumda tatmin olmayan şehevi doyumsuzlukla sonuçlanır. Davet-kâr bir bakış, baştan çıkarıcı bir hareket, gösterişli bir takı ve çıplak bir beden... Bütün bunlar bu çılgın hayvani doyumsuzluğu azdırmaktan, sinir ve irade dizgininin elden çıkmasına neden olmaktan başka sonuç doğurmazlar. Bundan sonra, ya hiçbir sınır tanımayan cinsel anarşizm, ya da baştan çıkarılmasına, tahrik edilmesine rağmen tatmin olmasına engel olmanın doğurduğu sinirsel hastalıklar, psikolojik kompleksler... Bu ise hiç kuşkusuz işkence kadar acı verir insana.
Her türlü pislikten arınmış bir toplum kurmak için İslâm'ın başvurduğu yöntemlerden biri, bu kışkırtıcı ve baştan çıkarıcı davranışların önüne geçmek, iki cins arasındaki derin fıtrî arzuyu, doğal gücünde ve yapay kışkırtmalarla harekete geçirmeksizin sağlıklı halinde bırakmak ve bu arzuyu güvenilir ve temiz bir yerde tatmin etmektir.
Bir zamanlar, karşı cinslerin serbestçe bakışıp konuşmalarının, rahatça bir arada bulunmalarının, zevkle oynaşmalarının, baştan çıkarıcı gizli yerleri kolaylıkla görebilmelerinin, insanların deşarj olmalarını, rahatlamalarını, tutsak arzularının serbestçe tatmin olmalarını, onların içe kapanmaktan, ruhsal komplekslerden korunmalarını, cinsel baskının şiddetinin ve onun ötesinde güven vermeyen olumsuz tepkilerin hafiflemesini sağlayacağı düşüncesi yaygınlaşmıştı.
Bu düşünce özellikle Freud'unkine benzer, insanın kendisini hayvandan ayıran özelliklerden soyutlanması, çamura batmış hayvansallık düzeyine indirilmesi temeline dayalı bazı materyalist teorilerin yayılmasının ardından yaygınlaşmıştı. Ne var ki, bu düşünceler teorik birer varsayımdan öteye geçememişlerdir. Her türlü toplumsal, ahlaki, dini ve insani bağdan soyutlanmışlığın, serbestliğin son noktasına kadar sağlandığı ülkelerde bu teorilerle çelişen, onları temelden çürüten olayları bizzat gözlerimle gördüm.
Evet, açılıp saçılmaya, bütün şekil ve görünümleri ile karşı cinslerin beraberliğine tek bir engellemenin söz konusu olmadığı ülkelerde, bütün bu uygulamaların cinsel isteklerin düzene girmesini, terbiye edilmesini sağlamadığını gördüm. Tersine bütün bu serbestliklerin, dinmeyen, tatmin olmayan çılgın bir doyumsuzluğa, cinsel saldırganlığa, cinsel açlığa dönüşmüş olduğuna şahit oldum. Cinsel ilişkilerin sınırlandırılmasından, yasaklanmasından, karşı cinse duyulan ilginin engellenmesinden kaynaklandığı kabul edilen psikolojik hastalıklara, komplekslere şahit oldum. Her türlü cinsel sapıklığın rahatça sergilenmesine rağmen, bu tür hastalıkların çok yaygın olduğunu gördüm. Hiç kuşkusuz bu, herhangi bir bağ kabul etmeyen, bir sınır tanımayan, karşı cinslerin tam anlamıyla birbirlerine karışmış olmalarının, her şeyin serbest olduğu iki cins arasındaki arkadaşlığın, yollarda gezinen çıplak vücutların, baştan çıkarıcı hareketlerin, davetkâr bakışların, uyarıcı sürtünmelerin ürünüdür. Ancak gözle görülen realitenin temelden yalanladığı bu teorileri yeniden gözden geçirme gereğini dile getiren olayları ve kanıtları bütün çıplaklığı ile burada sergileme imkânına sahip değiliz.
Erkek ve kadın arasındaki fıtrî eğilim, bedenin organik yapısında yer alan köklü bir eğilimdir. Çünkü yüce Allah, yeryüzündeki hayatın devamını ve insanın yeryüzündeki halifeliği gerçekleştirmesini bu eğilime bağlamıştır. Bu, sürekli bir eğilimdir, bir süre tatmin olsa da tekrar kendini gösterir. Bu eğilimi her zaman kışkırtmak azgınlığını arttırır, onu tatmin etmek için somut bir saldırganlığa iter. Eğer tatmin olmazsa tahrik olmuş sinirler yorulur. Bu ise, sürekli işkence etmek kadar acı verir insana. Davetkâr bir bakış insanı tahrik eder, baştan çıkarıcı bir hareket tahrik eder, bir gülücük tahrik eder, erkekle kadın arasındaki bu eğilimi çağrıştıran bir sözlü vurgu tahrik eder. Güvenli yol ise, bu eğilimi doğal sınırları içinde bırakacak şekilde bu tür tahrik edici davranışları azaltmak, sonra da bu eğilimi doğru yoldan tatmin etmektir. İşte İslâm'ın seçtiği yöntem budur. Bunun yanında karakteri terbiye etme, insan enerjisini hayat için gerekli olan başka alanlarda harcama, tek çıkış yolunun bu tatmin şekli olmaması için sırf et ve kanın dürtülerine cevap vermek amacı ile kullanılmaması da İslâm'ın bu konuda seçtiği yöntemin bir gereğidir.
Sunulan şu iki ayette, iki yönlü baştan çıkarılma, sapma ve fitneye düşme olasılığını en aza indirmenin örnekleri yer almaktadır.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَزْكَىٰ لَهُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
"Mü'min erkeklere gözlerini harama bakmaktan sakındırmalarını ve mahrem yerlerini korumalarını söyle. Bu, onlar için en güvenceli arınma yoludur. Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."
Nûr 24:30Erkekler açısından gözleri harama bakmaktan sakındırmak ruhsal bir edeptir. Yüzlerde ve bedenlerdeki güzellikleri ve baştan çıkarıcı unsurları görme arzusunu yenme girişimidir. Sonra, tahrik olma ve günaha girme pencerelerinden ilkini kapatma eylemidir. Zehirli okun hedefine ulaşmasını önleme amaçlı pratik bir çabadır.
Mahrem yerleri korumak da gözleri harama bakmaktan sakındırmanın doğal sonucudur. Ya da iradeyi kontrol altında tutmanın, denetim mekanizmasını uyarmanın ve daha ilk aşamasında olan cinsel arzuyu yenmenin ikinci adımıdır. Bu yüzden iki adım, sebep ve sonuç olmaları ya da hem vicdan âleminde hem de pratikte birbirlerini izleyen ve birbirlerine son derece yatkın iki adım olmaları itibariyle bir ayette birlikte söz konusu ediliyorlar.
"Bu onlar için en güvenceli arınma yoludur." Duygularının temizlenmesi için en güvenceli yoldur. Bu duyguların yasal ve temiz yolun dışında şehevi azgınlıklarla kirlenmemesi, aşağılık hayvani düzeye yuvarlanmaması için en garantili yoldur. Bu yol toplum için, saygınlığının ve şerefinin ayrıca teneffüs ettiği havanın korunması için en temiz yoldur.
Onlara bu korunma yöntemini gösteren yüce Allah, onların ruhsal ve fıtrî birleşimlerini bilir, ruhlarının ve organlarının hareketlerinden haberdardır. "Hiç şüphesiz onlar ne yaparsa Allah ondan haberdardır."
"Mü'min kadınlara da de ki; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar."
Erkeklerin içlerindeki gizli fitne unsurlarını uyaracak cezbedici, kaçamak ya da baştan çıkarıcı anlamlı bakışlarını göndermesinler. Tertemiz bir ortamda fıtrî isteklere cevap vermek için gerekli olan helal ve iyi yolun dışında mahrem yerlerini açmasınlar. Böylece bu yolla dünyaya gelen çocuklar toplum ve hayatla karşı karşıya kalırken utanç duymazlar.
"Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler." Kadın için süslenmek helaldir. Bu kadının fıtratından gelen bir isteğe cevap niteliğindedir. Bütün kadınlar güzel olmaya, güzel görünmeye meraklıdırlar. Süslenme kavramı ise, çağdan çağa değişir. Ama süslenmenin fıtrattaki esası tek ve değişmezdir. O da güzel olma, güzelliği tamamlama ve bunu erkeklere gösterme isteğidir.
İslâm bu fıtrî isteğe karşı çıkmaz. Sadece onu düzene koyar, kontrol altına alır. Onu hayatı paylaştığı erkeğe doğru yöneltir, başkasının göremediği şeyleri sadece ona gösterir. Bir sonraki ayette söz konusu edilen ve bu süsleri görmekle içlerinde şehevi duygular uyanmayan, mahrem olmayan akrabalarında bu erkekle birlikte bazı şeyleri görmelerinde bir sakınca yoktur.
Fakat yüz ve ellerde, kendiliğinden görünen süslerin açıkta olmaları caizdir. Çünkü Hz. Peygamber (salât ve selâm üzerine olsun), Hz. Ebûbekir'in (Allah ondan razı olsun) kızı Esmâ'ya: "Yâ Esmâ, bir kadın hayız (aybaşı hali) görmeye başlayınca (buluğ çağına gelince), –yüz ve ellere işaret ederek– bunların dışında herhangi bir yerinin görünmesi doğru değildir." (Ebû Dâvûd rivayet etmiş ve "mürsel" bir hadistir demiştir.) demekle el ve yüzün görünmesinin caiz olduğunu vurgulamıştır.
"Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar."
Ayette geçen جَيْب (ceyb) elbisenin göğüs kısmındaki açıklıktır. خِمَار (khimâr) ise baş, boyun ve göğüs örtüsüdür. Bu, kadınların baştan çıkarıcı yerlerini örtmeleri, açık bakışlara sunmamaları içindir. Kasıtsız ve ani bakışlar da bunun içindedir. Şayet kadının baştan çıkarıcı ve uyarıcı yerleri açıkta olursa, Allah'tan korkanlar bu kasıtsız ve ani bakışın devam etmesinden veya tekrarlanmasından sakınsalar bile, meydana gelişinden sonra içlerinde gizli bir arzu kalır.
Kuşkusuz yüce Allah, kalplerin bu tür bir bela ile denenmesini, sınanmasını istemez.
Süs ve güzelliği göstermeye ilişkin fıtrî isteklerine rağmen bu yasaklamayla karşı karşıya kalan ve kalpleri Allah'ın nuru ile aydınlanan mü'min kadınlar yasağa uyma hususunda hiçbir tereddüt göstermediler. Cahiliye döneminde kadın –bugünkü modern cahiliyede olduğu gibi– göğsünü pervasızca açarak erkekler arasında dolaşırdı. Çoğu zaman boynu, saç uçları ve kulaklarındaki küpeleri de görülürdü. Yüce Allah kadınların başörtülerinin uçlarını boyun ve göğüslerinin üstüne kadar sarkıtmalarını, kendiliğinden görünen kısmı dışındaki süslerini göstermemelerini emredince Hz. Âişe'nin (Allah ondan razı olsun) anlattığı durumu aldılar: "Allah ilk hicret eden kadınlara rahmet etsin. 'Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar' ayeti inince fistanlarını parçalayıp onunla örtündüler." (Buhârî) Safiye binti Şeybe şöyle der: Hz. Âişe'nin (Allah ondan razı olsun) yanında bulunduğumuz bir sırada, bazı kadınlar Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettiler. Bunun üzerine Hz. Âişe şöyle dedi: "Kureyş kadınlarının üstünlüğü inkâr edilmez, ama Allah'a andolsun ki, Ensar kadınlarından daha iyi Allah'ın kitabını tasdik edene, indirilen hükümlere daha iyi inanana rastlamadım. Nûr suresindeki 'Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar' ayeti inince kocaları, yanlarına dönüp yüce Allah'ın indirdiği ayeti okudular. Her koca, karısına, kızına, bacısına ve yakınlarına bu ayeti okuyordu. Onlardan hiçbiri, Allah'ın kitabında indirdiği ayetleri tasdik etmek ve imanını vurgulamak için fistanını başına sarmadan yerinden kalkmadı. Sanki başlarında bir karga varmış gibi örtünerek Hz. Peygamberin arkasında yer aldılar." (Ebû Dâvûd)
Kuşkusuz İslâm, müslüman toplumun zevkini yükseltmiş, güzelliğe karşı olan duyarlılığını arındırmıştı. Artık güzellikle istenen hayvansal özellik değildi. İstenen ve anlaşılan insani yöndü. Bedensel çıplaklığın güzelliği, hayvansal bir güzelliktir. Her ne kadar bir ahenk ve bir bütünleşme söz konusu olsa da, insan bu güzelliğe hayvansal bir duyguyla saldırır. Ama hayâ unsuru eğemen olduğu güzellik ise, tertemiz bir güzelliktir. Bu, güzelliğin zevkini yücelten, onu insana yaraşır bir duruma getiren, algıda ve hayalde onu temizlik ve arınmışlık duyguları ile kuşatan bu hayâ duygusudur.
Bugün, genel zevkin büyük düşüş kaydetmesine, hayvansal karakterin açık saçıklık, çıplaklık ve hayvanlar gibi azgınlaşma eğiliminin bu zevke galip gelmesine rağmen, İslâm mü'min kadınların saflarında aynı yüceliği yaşatmaktadır. Çünkü onlar açılıp saçılan, hayvanın hayvana kur yaptığı gibi kadınların erkeklere kur yaptığı bir toplumda kendi istekleri ile vücutlarındaki baştan çıkarıcı yerleri örtüyorlar.
Hiç kuşkusuz bu utanma, bu sakınma duygusu fert ve toplumun korunma yöntemlerinden biridir. Bu yüzden Kur'an, fitneden emin olunduğu durumlarda bu korunma yönteminin terkedilmesinde bir sakınca görmez. Bu yüzden cinsel bir arzuyla yaklaşmayan, şehevi duyguları uyanmayan yakın akrabaları bu yasaklamanın dışında tutar. Kur'an'ın genel yasaklamanın dışında tuttuğu yakın akrabalar şunlardır:
Babalar ve oğullar, eşlerin babaları ve oğulları, kardeşler ve onların oğulları, kız kardeşlerin oğulları... Mü'min kadınlar da yasaklamanın dışındadırlar: "müslüman kadınlardan..." Fakat müslüman olmayan kadınlar güzelliklerini ve cazibelerini görmemelidirler. Çünkü bu kadınlar eğer müslüman kadınların tahrik edici yerlerini ve ayıp yerlerini görürse gidip kocalarına, kardeşlerine ve yakınlarına anlatırlar. Buhârî ve Müslim'de yer alan bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Bir kadın kocasına bir başka kadının güzelliklerini görüyormuş gibi anlatmasın." Müslüman kadınlar ise güvenilir kimselerdir. Kocalarına, bir müslüman kadının bedenini ve süslerini anlatmalarına dinleri engel olur. Aynı şekilde "elleri altındaki köleler" de bu yasaklamanın dışında tutuluyor. Bununla sadece cariyeler kastediliyor denmiştir. Erkek köleler de buna dahildir. Çünkü erkek köle efendisi olan kadına karşı cinsel arzu duymaz diyenler de olmuştur. Birincisi daha tutarlıdır. Çünkü erkek köle bir dönem özel bir statüye sahip olsa bile bir insandır, onun da içinde insana özgü şehevi duygular uyanır. Ayrıca "cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçiler" de bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar delilik, bunaklık, erkeklikten mahrum bulunma, iktidarsızlık gibi erkeğin kadını arzulamasına engel olan birtakım nedenlerden dolayı kadınlara karşı cinsel istek duymayan erkeklerdir. Bu durumda baştan çıkarılma, günah işleme korkusu olmaz. Bir de "kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklar" bu yasağın dışında tutuluyor. Bunlar, kadınların bedenlerini görmekle cinsel istekleri uyanmayan çocuklardır. Ama her şeyin farkında oldukları zaman, erginlik çağına ulaşmamış olsalar bile cinselliğin bilincine varınca onlar da yasağın kapsamına alınıp, istisna edilen grubun dışında tutulurlar.
Eşlerin dışında sayılan bu grupların, göbek altından diz kapağının altına kadar olan kısmın dışında kadının vücudunu görmelerinde ne kendileri ne de kadın için bir sakınca yoktur. Çünkü örtünmeyi gerektiren fitne unsuru ortadan kalkmıştır. Koca ise karısının tüm vücudunu istisnasız görebilir.
Bu uygulamanın amacı korunma olduğu için, ayet fiilen türlerini göstermeseler bile mü'min kadınların saklı süslerini açığa çıkaracak, gizli cinsel istekleri harekete geçirecek, uyuyan duyguları uyaracak davranışlarda bulunmalarını da yasaklıyor:
"Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler."
Hiç kuşkusuz bu, insanın psikolojik yapısına, etki ve tepkilerine ilişkin derin bilginin ifadesidir. Çünkü kimi zaman şehvetin uyanması bakımından hayal kurmak gözle görmekten daha etkili olur. Kadının ayakkabısını, elbisesini ya da takısını görmekle, bizzat kadının vücudunu görmekten daha çok şehevi duyguları uyanan birçok insan vardır. Yine karşılarındaki kadından çok, hayallerinde canlandırdıkları kadının sureti karşısında cinsel istekleri uyanan birçok insan vardır. Bunlar günümüzde psikiyatristlerce bilinen psikolojik hastalıklardır. Kadının takılarının çıkardığı sesleri duymak, süründüğü kokuları uzaktan almak, birçok erkeğin duygularını galeyana getirir, sinirlerini harekete geçirir, karşı koyamadıkları azgın bir fitneye düşürür. İşte Kur'an bütün bunların önüne geçiyor, yollarını tıkıyor, çünkü Kur'an yüce Yaratıcı'nın katından inmiştir. O bilir, yarattıklarını. O latîftir, her şeyden haberdardır.
En sonunda bütün kalpler Allah'a döndürülüyor; bu ayetler inmeden önce işledikleri suçlara karşılık tövbe kapısı açık tutuluyor.
وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Ey mü'minler, hepiniz tövbe ederek Allah'a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz."
Nûr 24:31 (son kısım)Bununla, Allah'ın gözetimine, şefkat ve himayesine, Allah bilinci ve Allah korkusu gibi hiçbir şeyin kontrol edemediği bu derin fıtrî eğilim karşısındaki zayıflıklarından ötürü yüce Allah'ın insanlara yönelik yardımına ilişkin duyarlılık harekete geçiriliyor.
Cinsel Eğilimin Doğal Tatmini
Buraya kadar mesele psikolojik açıdan ve korunma amaçlı olarak ele alınıyordu. Ne var ki, cinsel eğilim gerçek ve reel bir eğilimdir. Bu yüzden bu eğilimin yapıcı ve pratik bir çözümle tatmin edilmesi kaçınılmazdır. Bu pratik çözüm; evliliği kolaylaştırmak ve bu amaçla karşılıklı yardımlaşmadır. Bunun yanında cinsel birleşmeye giden diğer yolları son derece daraltmak veya tamamen kapatmaktır.
Ünlü düşünür Besim Özel der ki;
Yüce Allah onlara "başınızı açın" deseydi, onlar bunu yapamazdı.
Konuyu çarpıtıp bağlamından ayırmak ve nesilleri ifsat etmek maksadı ile uydurulmuş bu saçmalıklara inanmak akıl ile çelişir.